Aslında olay şöyle gerçekleşti. Kanlıcaspor’un emektar bir futbolcusu olarak değişik mevkilerde sahada yer almıştım. Sağ bek, libero, sağ açık gibi mevkilerde oynadıktan sonra, hocamızın bir gün “Güven mısır var sıcak yer misin?” demesiyle aramızdaki buzlar kırılmış ve beni forvet olarak oynatırsa daha verimli olacağımı açıklamıştım. Hoca da bana bir şans vererek beni forvet olarak bir maçta denemişti. O gün attığım bir gol ve direkten dönen iki şutum çok ilgi çekmişti ve Kanlıcaspor’daki futbol hayatım boyunca forvet olarak sahadaki yerimi almıştım. Gol yollarında çok etkiliydim. Aynı şekilde demiryollarında da iyi olmam Türk Hava Yolları’nda paniğe neden olmuştu.Attığım gollerden çok direğe attığım şutlarla ünlenmiştim. Maç başına 2.8 direğe vurdurma 0.5 gol ortalamam vardı. Hatırlarım gol attığım bir maç 2.5 - 1 bitmişti. Büyük takımların transfer dedikodularında adım geçmeye başlamıştı. Hatta hocam onu ne Manchester United’lar ne Real Madrid’ler istedi de vermedik diye hava atmaya başlamıştı. Taaaa ki o güne kadar. O gün sıradan bir idmandı. Her zamanki gibi sahanın etrafında 5 tur koşuyorduk. Ve ben her zamanki gibi ilk turda yorulduğum için ayakkabı bağlama bahanesiyle kenara çekilmiştim. Diğer arkadaşlar bir tur attıktan sonra onlarla birlikte koşmaya devam ettim. Ama bir terslik vardı. Sanki bir gariplik vardı. Önümde koşanlar garip bir şekilde kafalarını eğerek koşuyolardı. Buna anlam veremedim. Yoksa kafayı eğince yorulmuyor muyduk? Bu neyin nesiydi. Sonra boğazıma yumruk yemiş gibi hissettim. Nefesim kesildi. Gözlerimi açtığımda etrafımda bir sürü insan vardı. Büyük bir futbolcunun hazin sonuydu bu. Bu sakatlık beni tam 4 yıl sahalardan uzak tutacaktı. Koşarken fileleri tutan çamaşır ipine takılmıştım. Bu sahalarda görmek istemediğimiz hareketlerden biriydi. O büyük futbolcu bendim.
Yani Güvenlik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder