20 Mart 2009 Cuma

Evde Altenatif Isınma Yöntemlerinin ABC'si

Evet Blogcular.

Eylül dedik mi havalar yavaştan yavaştan soğumaya başlar caanım ülkemizde... Tabi ki ayrıca kuzey yarımkürede. Her yerin soğuğu ayrı olur bilirim. Bazı yerlerde kışlar ılık ve yağışlı bazı yerlerde ise soğuk, sert, karlı, geçebilir; ki günden güne saatten saate sıcaklıkları değişen yerlerde yok değildir şu dünyada. Kutup ayıları, penguenler, foklar, haskiler kuzeyde aylarca kışı yaşar. Bizimkiler ise burda 15 saat gece yaşıoz diye (o da bir gün Sinop İnceburun'da) şikayetleniyolar. Kutup ne yapsın??? Neyse sinirlenmeden konuya gireyim.

Bulunduğumuz Mart ayı ise gerçekten ayının ta kendisidir. Kendisi yalancı güneşlerini göstererek bizi hava değişiklikleri ile muhattab eder, adamı hasta eder... Atalarımızın dediği gibi Mart'ın taaa... Pardon bunu başka biri diyor olabilir. Atalarımızın dediği gibi kapıdan bakıyosun dışarı: Ooo! güzel güneş açıcak diye en nadide, tiril tişörtünü giyiyorsun. Eve döndüğünde deli gibi ıslanmışsın ve evde penguenler dolaşıyor. Ver kazma küreği ateşe...(O söz de işte böyle ortaya çıkmıştır kanımca...)

Dikkat edin abi, benim gibi üşütmeyin hafiften. Neyse Nisan'da pek bir dönektir derler ama bakalım her insan aynı olmadığı gibi Nisanlar'da farklı farklıdır.

Sözü kısa kesip reçetenizi buraya yazıyorum... Isının güzel, güzel; yumuşak yumuşak.

1- Saç kurutma makinası (serin odalardan, fön rüzgarlarına atlamak gibi) (en sevdiğim);
2- Elektrikli Pelerin (Elektirkli bahtaniye ve taşınabilir Jeneratör ikilisi)
3- Varil içine kütük kokteyli (Grev Style) (evde denemeyin!)
4- Yak bütün fotoğrafları! (Tarkan style) (evde denemeyin!)
5- Kanyak ve bilumum alkoller (Şarapçı Style) (Ağızdan alınacak)
6- Sürtünme ile...
7- Güney yarımküreye seyahat...
8- Spor yaparken...
9- Sevgiyle,
10- Uzaylı yakarak :D (ufo)

yazan: Mete

17 Mart 2009 Salı

Bir Adana hikayesi...

Adana’da sıcak bir sonbahar günüydü. Ortam son derece sıcak olmasına rağmen terlemeyen arkadaşına baktı. İskandinavlar da terlemiyor diye düşündü çünkü onlar soğukta yaşamaktaydı ve ter bezleri körelmişti. Tıpkı kendi apandisitinin köreldiği gibi. ”Zamanında bir boka yarıyordu herhalde.“ diye düşündü.
Üniversiteye yeni gelmişti genç delikanlı ve son derece sıcak bulmuştu üniversiteyi. Üniversiteye büyük bir klima yapılmalı ve küresel ısınma bu klima yardımıyla durdurulmalıydı. Son derece gereksiz dolaşmalar içindeydiler üniversite içinde. Üniversitede zaman zaman güzel kızlar görünmekte görünen güzel kızlar dikkatli bakıldıkça çirkinleşmekteydiler.
"Hadi otobüse binek" “Şırdan yiyek yemedin di mi hiç ?” gibi cümlecikler kurdu henüz arkadaş olunmuş şahıs. Cümle içinde yemek geçtiğinden şırdanın yenilecek birşey olduğu anlaşılmıştı. Turuncu renkli otobüsümsü minibüse binilerek yola çıkılmıştı. Yolda gereksiz palmiye ağaçları ve mandalina tarzı meyveler veren ama “ulan mandalina kaynıyor burası” nidalarıyla dalınıp yenildiğinde bu meyvenin “hassiktir” nidasıyla ağızdan çıkartılması gereken kötü tatlı bir meyve olduğu anlaşılan ama hala bu meyveleri vermekte direnen ağaçlar görülmekteydi. Belirli kilometreler gidilmiş ancak hiç kilometre taşı görülmemişti yol boyunca.

Otobüsün İbrahim Tatlıses sever para toplayıcısı otobüste sanki bir şenlik varmış gibi yoldan geçenleri buyur etmekteydi. Yoldan geçenlerin bir kısmı buyurmakta, bir kısmı buyurmamakta ama kimse “hassiktir lan gelmiycem” dememekteydi. Ama para toplayıcı kişi her yürüyen insanın aslında bir yere gittiğini bilmekte, o yere minibüsümsü otobüsle daha kolay gidileceğini anlatmaktaydı “çarşşııı” derken. Çarşı denilen yerin şehir merkezi olduğu anlaşılmıştı havalimanından "abi ben üniversiteye gidicem. nası giderim?" diye soru sorulan görevlisinden "heeaaa çarşıya git önce" cümlesiyle.
Ama o sıra o cümleden "ulan çarşıya git ilk önce kendine bi şalvar al böle kot pantolla dolaşılmaz burda" manası çıkarılmıştı. Sonradan taksiye binilmiş üniversiteye gidilmiş belirli yurtlar dolaşılmış hiç bir yurt bu genci barındırmak istememişti. "Hassiktir lan dışarda mı yatacağım" korkusu sarmamıştı ama genci. Büyükşehirin diplomasi trafiğini bilen genç bu küçük büyükşehirde tecrübesini konuşturarak etrafındaki insanları şaşırtmıştı.Çünkü etrafındaki insanlar daha önce hiç konuşan tecrübe görmemişlerdi.Derhal bir dilekçe yazılmış, yurt müdürlüğüne verilmişti. Dilekçede kalınacak yer bulunamadığından dolayı iki günlüğüne misafir kalınmak istendiği belirtilmiş, dilekçe alan müdüriyet bu duruma sevinmiş, başka yazılı dilekçe olmadığı için beş dakika içinde cevap verilerek yurtta misafir kalınması uygun görülmüştü.
Otobüs yol üzerindeki çizikli çizgiyi takip etmeye devam etmekteydi. Yeni arkadaş olunulan arkadaş "inek" diye bir kelime çıkarmıştı iki dudağını, dilini ve bir takım ses tellerini kullanarak. O güne kadar öğrenilmiş bütün kavramlar kurcalanmıştı delikanlının beyninde. Sonuç olarak ineğin büyükbaş bir hayvan olduğu hatırlanmış, etinden sütünden faydalanıldığı için çok sevilen bir hayvan olduğu düşünülmüştü. Neden bu yeni arkadaş olunan arkadaş inek demekteydi?
Lise döneminde pek çalışkan biri sayılmazdı dolayısıyla kendisiyle inek diye dalga geçilmemişti hiç. Kendisine denmiş olamazdı bu sözcük. Bundan dolayı direk etrafa bakılma hissi duyulmuş, etraf süzülmüş yolda inek aranmıştı.
Ama maalesef görüş alanında inek bulunamamıştı. Daha sonra yeni arkadaş olan arkadaşın koldan çekme durumunda bulunmasıyla minibüsümsü otobüsten inilmişti. "Lan inek diom niye inmion" cümlesiyle inek kelimesinin sözcük kökündeki inmek fiiliyle bağlantılı olduğu anlaşılmıştı. Hassiktir demişti delikanlı içinden yeni arkadaş olduğu arkadaşına. Yeni arkadaş olunan arkadaşlara hassiktir denilmezdi çünkü dışından ses tellerini ve bir takım sessel organları kullanarak. Ama genç bu şehre alışmanın zaman alacağı anlaşılmıştı. Bu şehrin mafya gibi bir girildiği zaman çıkılamayacağını bilmeyerek…






Dı End



yazan : Güven

10 Mart 2009 Salı

Photoshop Mizahı

Globalleşen dünyamızda teknoloji gerçektende her alanda etkisini göstermiş ve artarak gösterecektir de kuşkusuz. Teknoloji bir çok olanaksızı olanaklı kıldı. Ancak getirdiği şeyler her zaman da yapıcı olmadı maalesef. Şerefsizi şerefli, güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf hale getiren de "o" idi.
Gelelim Photoshop boyutuna... Bu meret ise tüm görselleri göründüğünden farklı göstermek için çalışmış daima, yıllar boyunca, hep. Bu Supra-Natural güç tabi ki teknolojinin bir uzantısı olduğu için kötü de kullanılmış iyi de. Tombalakları zayıflatmış, istenmeyen şeyleri yok etmiş, insanoğlunu Ay'a ayak bastırtmış hatta bayrak diktirmiş (!) ve daha niceleri... Hep kötülükleri örtmüş "Healing Brush" 'larla.
Ve bence dünyada bunlar olurken Photoshop iyilik adına insanların hizmetinede sunulmuş zaman zaman... İşte bence bu icadı iyiliklere vesile eden bir site var ki sizi eğlendirecek, zaman geçirmenizi sağlayacak, düşündürecek falan ve filan...

www.bobiler.org Parmaklarınızın ucunda!

yazan: mete

t.A.T.u Tokyo'da bir hotelde...


Merhaba t.A.T.u severler. Hepiniz merek ediyorsunuz biliyorum nerde bu Tatu'nün lezbiyen ama bir o kadar seksi hatunları. Öncelikle Tatu'nün lezbiyen olmadıklarını açıkladıkları günden bahsetmek istiyorum size. Tatu geçtiğimiz senelerde İstanbul'da bir konser vermişti. Ben de bir müzisyen olduğumdan "all the thing she said" ve "not gonna get us" parçalarını canlı dinlemek için konser alanındaki yerimi aldım. Sahneye kışkırtıcı kıyafetlerle çıkan Tatu üyeleri son derece seksiydiler. Benim aklımda ise lezbiyen hatunların neden hep güzel kadınlar olduğu sorunsalı vardı. Zaten dünya nufüsu erkek egemen bir nufüs. Dolayısla erkek başına düşen hatun sayısı az.Bir de üstüne üstlük güzel hatunlar lezbiyen ilişkilere bulaşarak bu oranı daha da azaltıyorlar.Sonra yanımdaki erkek sandığım kişinin "ayyy pardon canım geçebilir miyim?" sorusu üzerine erkeklikten vazgeçmiş olduğunu anlamamla birlikte içime bir rahatlık çöktü. Sonuç olarak erkekler de kadın olmayı seçebiliyordu. Bu rahatlamayla konsere odaklanabildim. Sonra Tatu üyelerinden kızıl olanı bir takım kaş ve göz hareketlerini takiben bir takım el hareketleriyle bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi hissettim. Sonra arkama baktım. Arkamda son derece tombul , bir o kadar da sivilceli bir arkadaş vardı. Sonra baş parmağımı göğsüme götürerek "bana mı diyosun lan" hareketi yaptım. Bu maço hareketim Rus kız için tahrik edici bir unsur oluşturdu sanırım. Gülümsedi elini avize şeklinde tutarak "beni ara" hareketi yaptı. Ben sahneden yaklaşık 84 metre uzaktaydım. Birden öne doğru yaklaşmak istedim ama önümdeki gay arkadaşla karşılaşmak istemediğimden sürekli sol cebimde taşıdığım not defterimden bir yaprak kopararak numaramı yazdım. Yine sürekli sağ cebimde taşıdığım çakıl taşına sardım kağıdı. Sahneye fırlattım.Kızıl hatun numaramı havada kaptı. Biraz hızlı atmış olsam gerek ki avucunun içi kanadı. Avucunu ağzına götürerek kanı dudaklarıyla emerken bana da göz kırptı. Konserden sonra beni aradı. Kulise çıktım. Gittiğimde Tatu kızlarının ikisi de gecelikleriyle dönen sandalyelerinde oturmuş, dönüyorlardı. Beni görünce Kızıl olanı ayağa kalktı. Omuzlarımdan tutup kapıya yasladı.O sıra menajeri geldi. "Yarın Tokyo'da konser var. Gitmemiz gerek." dedi. Kızların gözleri doldu. Bana yalvardılar benimde onlarla gitmem için.Ben de kırmadım Tokyo'ya gittim Tatu'yle. Tokya'da bir hotel odasına yerleştik. Ben sıcak bir duş almak istedim. Duştan çıktığımda karşımda yine Tatu kızlarını gördüm. Yine gecelikleriyle dönen sandalyelere oturmuşlar, bu sefer ters yöne dönüyolardı. Kızıl olanı bana doğru atıldı. Omuzlarımdan tutup kapıya yasladı. Ben o sıra havlumu üstümde tutmaya çalışıyordum. Diğer Tatu kızı havluyu üstümden çekti.

YAZININ BU KISMI İYÜK (İnternet ve Youtube Üst Kurulu) TARAFINDAN YASAKLANMIŞTIR.

Tatu kızlarını en son gördüğüm gün o gündü. Taaaaki bir gün Mtv'de Tokyo Hotel diye bir grup karşıma çıkana kadar. Bu gözler, bu burun, bu dudaklar, evet evet bu Tatu kızıydı. Yine bir oyuna girişmişti. Çok oyun seven bir kızdı. Tokyo'da yaşadıklarımız bunun bir kanıtıydı. Popüler olmak için bir oyun daha oynuyordu. Ama beni unutamadığı grubun isminden bile belli.

Tatu kızı bırak bu işleri.
Tokyo'da yaşadıklarımızdan çok pişmanım.
Böyle müzik yapılmaz.
Böyle imaj olmaz.
Kızıl arkadaşından birşeyler öğren sana son tavsiyem bu.


Yazan : Güven

9 Mart 2009 Pazartesi

Arka sayfa güzeli - 1


Merhaba blog severler.Her Türk gazetesinde, dergisinde hangi fikri savunuyor olursa olsun bir arka sayfa güzeli bulunur. Bizim blogun neyi eksik diye düşündüm ve bu yazı dizime başlayayım dedim. Biliyorum ki orada bizi takip eden erkekler bizden yenilikler, güzellikler, hoş vakit geçirme adına yeni fikirler bekliyor. Bir erkeği mutlu etmenin en kolay yolu güzel bir kadındır. Bu kadın aynı zamanda konuşamıyor ise daha da güzelleşir. Ayrıca bu kadın fotoğraflarında photoshopla ekstra güzelleşiyorsa daha da güzeldir. Ayrıca bu kadın sürekli bakımlı ise daha da güzeldir. Ayrıca bu kadının zekası hakkında yorum yapılamıyorsa daha da güzeldir. Ayrıca bu kadın normal hayatta bir kadının kusurlarına sahip olamayacağı için hep güzeldir. (makyaj akması, tip kayması, uykusuzluk, regl dönemi öncesi manyaklaşma, duygusal gelgitler, vb...)
Buyrun benden size saf bir güzellik ; OLGA KURYLENKO

İyi seyirler :)

Yazan : Güven

8 Mart 2009 Pazar

Canım Okurlarımız!!!

Şu ana kadar eminim ki sitemize girdiniz ve güldünüz, eğlendiniz, coştunuz, sinirlendiniz, beğendiniz, beğenmediniz, hödö, vb.
Biliyorumki bizi leylekler getirmedi sizler vaad ettiniz... Ama hiç olmazsa girdiğinizde beğendiğiniz şeylere yorum yazarsanız bu meteliksizlerin gönlünü hoş edersiniz...

sağ olun

yazan: apartman yöneticisi


Dipnot : Blog yorumları sadece blog üyelerine açık idi. Şuan herkese açık durumdadır.

Not yazarı : Mahallenin muhtarı

BigAttack bölüm 1... Başlıyoruz...

Leydiiz & centılmıns...

Şimdi de sizlere yüzyılın; Action-Comedy dalındaki en iyi kısafilm ödülünü alan yapıtımız olan BigAttack-Adventure of the Penniless Security adlı filmimizi sunacağız. Filmimiz Valve ve Sierra'nın beraber yazdığı " Counter Strike" adlı polisiye romandan esinlenerek yapılmıştır :) Öncelikle tüm Valve ve Sierra aliesine burdan teşekkürlerimi borç bilirim.(see you next project) ;) Hikayede çok da fazla parası olmayan kahramanımız Penniless Security'nin (Mete) polis olduğu sıralar ki ev baskınlarından birini anlatılıyor. Filmin yapımında daha önce Doom ve birçok filminde de kullanılan ve ayrıca PC oyunlarının vazgeçilmez bir türü olan "First Person Shooter"(birinci tekil şahıs görünümlü götürgeç) adlı tekniğin de kullanıldığını söylemeden edemiyeceğim. Ayrıca filmde bir zamanların ünlü rock grubu olan BlueSmooth' un elemanları da oynamaktadır...

Oyuncular:

Penniless Security: Mete ..... First Terörist: Gökhan ..... Last Terörist: Mert ..... Long Hair Rehine: Barış H. ...... Short Hair Rehine: Barış B.

Senario: BigA Genç Beyinleri

Yönetmen, Kamera & Video Editing: Mete

Işık: Ampul :D

Metelik...

3 yaşında sigaraya başlayan çocuk

Merhaba sayın blogseverler. Bugün size internet dünyasında gezinen çeşitli, komik, hoş bir kaç video sunmak isteğindeydim ancak facebook'ta gezinirken gözüme çarpan bu videoyu paylaşmaya karar verdim. Kahramanımız en fazla 3 yaşında olan bir çocuk. Elinde sigara tüttürüyor. Bir takım zırtapoz gençler de "ooooo al al al, çek içine, para vereceğim laan" gibi söylemlerde bulunup, çocuğu sigara içmek için teşvik ediyorlar. Iq seviyesi düşük olan gençlerden biri " asayım kendimi lan, kendime sokayım" gibi laflarla literatüre yeni terimler katıyor. Edebiyatçılar tarafından ayrıca izlenmesi gereken bir video. Ama asıl dikkat çeken o 3 yaşındaki çocuğun, bir çocuk olması ve çocukça gülerek koşması. Burdan bu videoyu çekenlere bir mesaj da benden gelsin; "sokun kendinize lan".

video linki ; http://www.facebook.com/video/video.php?v=1104333088041&ref=nf


Yazan : Güven

6 Mart 2009 Cuma

Meteliksiz bir şekilde eğlenmenin yolları!

Merhabalar sevgili blog sevenler...

Sesinizi ta uzaklardan duyar gibiyim. Biliyorum ki hepimizin meteliksiz anları olmuştur. Evinde oturuken bilgisayar başında para harcamayarak eğlenmeye çalıştığınız da olmuştur biliyorum. Bazen bu gibi durumlarda çaresizce bilgisayarın başında msn'den bir arkadaşınızın çevrim içi olmasını, bazen facebook'tan bir tanıdık eklese de eski günleri yadetsek gibi bekleyişlere kapılmışta olabilirsiniz zaman zaman. Bunlar hepimizin bilinçli ya da bilinçsizce yaşadığı salakçıl durumlarıdır süphesiz. Tabi ki sizi kimse eklemiyecek ya da msn'den birileri ileti yağmuruna tutmayacak, bizde saf saf oturacağızdır bu durum karşısında... Kontör de yok tabi meteliksiziz ya! Dakikalar geçmiyecektir biliyorum... ;)

İşte bu durumlara düşmeyen biri olduğunuzu söylediğinizi duyuyorum şimdi de. Tam düşündüğüm gibi. Neyse sizi bu durumda Güvenliksiz bırakacak değilim. Bu gibi anlarda vakit geçirebileceğiniz mükemmel bir Flash oyun sitesi reçetesiyle karşınızdayım.

http://www.addictinggames.com/

İyi oyunlar.

Vakit geçirme: 8/10

Fiyat performans: 10/10

Kullanılabilirlik: 9/10

yazan: Mete

4 Mart 2009 Çarşamba

Güven’le güvenli internet -1-

Merhaba arkadaşlar. Bu yazı dizimde sizlere faydalı, bilgi dolu, işlevsel ve hoş vakit geçirmek için birebir olan web sitelerini tanıtacağım. Bugün tanıtacağım site gerçekten çok faydalı bilgiler içeriyor. İnternette aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir arama motoru olan “www.nolur.com” aynı zamanda Türk gelenek ve göreneklerine bağlı kalarak google gibi arama motorlarının bize sunamadığı bir şey sunuyor; samimiyet. Aslında nolur.com ‘da google’nın arama motorunu kullanıyor. Ama çok daha kullanışlı, çok daha görsel. Google’nın sıkıcı, monoton görünüşünden sıkıldıysanız tam size göre bir site. Kullanımı çok basit aramak istediğin sözcüğü boşluğa yazıyorsunuz. Daha sonra “enter” tuşuna basarak bilgiyara “aratacağım sözcüğü girdim” komutu veriyorsunuz. Aramanız bilgisayarın monitöründe görünüyor. Siz de fareyle ekrandaki yazıların üzerine gelerek uygun linklerden arama yapıyorsunuz. Çok basit, çok kullanışlı, çok görsel ne duruyorsunuz. Hemen girin ve aratın! Hatta tarayıcınızın giriş sayfası yapın! Bu site tam size göre!

Site adresi : www.nolur.com
Görsellik : 10\10
İşlevsellik: 10\10
Kullanım Kolaylığı: 10\10

Yazan : Güven

Meteliksiz Güvenlik yeteri kadar güvenli mi? -2- Futbol sahasındaki çamaşır ipi

Aslında olay şöyle gerçekleşti. Kanlıcaspor’un emektar bir futbolcusu olarak değişik mevkilerde sahada yer almıştım. Sağ bek, libero, sağ açık gibi mevkilerde oynadıktan sonra, hocamızın bir gün “Güven mısır var sıcak yer misin?” demesiyle aramızdaki buzlar kırılmış ve beni forvet olarak oynatırsa daha verimli olacağımı açıklamıştım. Hoca da bana bir şans vererek beni forvet olarak bir maçta denemişti. O gün attığım bir gol ve direkten dönen iki şutum çok ilgi çekmişti ve Kanlıcaspor’daki futbol hayatım boyunca forvet olarak sahadaki yerimi almıştım. Gol yollarında çok etkiliydim. Aynı şekilde demiryollarında da iyi olmam Türk Hava Yolları’nda paniğe neden olmuştu.Attığım gollerden çok direğe attığım şutlarla ünlenmiştim. Maç başına 2.8 direğe vurdurma 0.5 gol ortalamam vardı. Hatırlarım gol attığım bir maç 2.5 - 1 bitmişti. Büyük takımların transfer dedikodularında adım geçmeye başlamıştı. Hatta hocam onu ne Manchester United’lar ne Real Madrid’ler istedi de vermedik diye hava atmaya başlamıştı. Taaaa ki o güne kadar. O gün sıradan bir idmandı. Her zamanki gibi sahanın etrafında 5 tur koşuyorduk. Ve ben her zamanki gibi ilk turda yorulduğum için ayakkabı bağlama bahanesiyle kenara çekilmiştim. Diğer arkadaşlar bir tur attıktan sonra onlarla birlikte koşmaya devam ettim. Ama bir terslik vardı. Sanki bir gariplik vardı. Önümde koşanlar garip bir şekilde kafalarını eğerek koşuyolardı. Buna anlam veremedim. Yoksa kafayı eğince yorulmuyor muyduk? Bu neyin nesiydi. Sonra boğazıma yumruk yemiş gibi hissettim. Nefesim kesildi. Gözlerimi açtığımda etrafımda bir sürü insan vardı. Büyük bir futbolcunun hazin sonuydu bu. Bu sakatlık beni tam 4 yıl sahalardan uzak tutacaktı. Koşarken fileleri tutan çamaşır ipine takılmıştım. Bu sahalarda görmek istemediğimiz hareketlerden biriydi. O büyük futbolcu bendim.

Yani Güvenlik.

Meteliksiz Güvenlik yeteri kadar güvenli mi?

Yer: Kanlıca/İstanbul Yıl….90ların ortası…

Bir yaz günü…Kanlıca spor klubünde futbol yaz okulu açılmıştı…Aslında pek oynamayı bilmiyordum ama işte gençlerin spor yapması gereğiyle ülkemiz gerçeklerini yansıtan sporumuz olan (!) futbolu tercih ettim bi kere… B takımının antremanlarına gelip gidiyodum, ki o sıralar yedek klubesindeki kadroma girebilmek için çok çaba sarfetmiyodum, sarfetsemde yedek olacaktım:) ……Isınmak için koşu yapıyorduk ama fazla kilolarımdan dolayı erken yorulduğum için koşmayı bırakmış topla ısınıyordum. O sırada kalenin yakınlarında bi kalabalık toplanmış Yaşar hocamızı (of sayıd demesiyle ünlüydü) çağırıyordu. Bir çocuk kalenin orada yığılıp kalmıştı… Koşarken kalemizin filelerini havada tutan kutsal çamaşır ipine boynu takılması sonucu yerde yatıyor, muhtemelen acı çekiyordu…Ben ise çocuğu tanımıyorum diye bakmaya bile tenezzül etmemiştim”banane ya ben top sektiricem” tavrı ile… Kim bilebilirdi ki o çocuk lisede tanışacağım ve de hala hayatta olduğum zamana kadar dostum kalacak olan ilkokulda bile tam olarak tanışamıyacağım okul arkadaşım; dostum olcak… İşte söz konusu Güvenlik’ in; bu güvensiz, acı çeken hali Güvenlik’e dair hatırladığım ilk şey ve şimdiki geyiklerimizin en büyük ortak halkası… Sağol Yaşar hoca(of sayıd) ….. Peki ben kim miyim ?…

Metelik…