17 Mart 2009 Salı

Bir Adana hikayesi...

Adana’da sıcak bir sonbahar günüydü. Ortam son derece sıcak olmasına rağmen terlemeyen arkadaşına baktı. İskandinavlar da terlemiyor diye düşündü çünkü onlar soğukta yaşamaktaydı ve ter bezleri körelmişti. Tıpkı kendi apandisitinin köreldiği gibi. ”Zamanında bir boka yarıyordu herhalde.“ diye düşündü.
Üniversiteye yeni gelmişti genç delikanlı ve son derece sıcak bulmuştu üniversiteyi. Üniversiteye büyük bir klima yapılmalı ve küresel ısınma bu klima yardımıyla durdurulmalıydı. Son derece gereksiz dolaşmalar içindeydiler üniversite içinde. Üniversitede zaman zaman güzel kızlar görünmekte görünen güzel kızlar dikkatli bakıldıkça çirkinleşmekteydiler.
"Hadi otobüse binek" “Şırdan yiyek yemedin di mi hiç ?” gibi cümlecikler kurdu henüz arkadaş olunmuş şahıs. Cümle içinde yemek geçtiğinden şırdanın yenilecek birşey olduğu anlaşılmıştı. Turuncu renkli otobüsümsü minibüse binilerek yola çıkılmıştı. Yolda gereksiz palmiye ağaçları ve mandalina tarzı meyveler veren ama “ulan mandalina kaynıyor burası” nidalarıyla dalınıp yenildiğinde bu meyvenin “hassiktir” nidasıyla ağızdan çıkartılması gereken kötü tatlı bir meyve olduğu anlaşılan ama hala bu meyveleri vermekte direnen ağaçlar görülmekteydi. Belirli kilometreler gidilmiş ancak hiç kilometre taşı görülmemişti yol boyunca.

Otobüsün İbrahim Tatlıses sever para toplayıcısı otobüste sanki bir şenlik varmış gibi yoldan geçenleri buyur etmekteydi. Yoldan geçenlerin bir kısmı buyurmakta, bir kısmı buyurmamakta ama kimse “hassiktir lan gelmiycem” dememekteydi. Ama para toplayıcı kişi her yürüyen insanın aslında bir yere gittiğini bilmekte, o yere minibüsümsü otobüsle daha kolay gidileceğini anlatmaktaydı “çarşşııı” derken. Çarşı denilen yerin şehir merkezi olduğu anlaşılmıştı havalimanından "abi ben üniversiteye gidicem. nası giderim?" diye soru sorulan görevlisinden "heeaaa çarşıya git önce" cümlesiyle.
Ama o sıra o cümleden "ulan çarşıya git ilk önce kendine bi şalvar al böle kot pantolla dolaşılmaz burda" manası çıkarılmıştı. Sonradan taksiye binilmiş üniversiteye gidilmiş belirli yurtlar dolaşılmış hiç bir yurt bu genci barındırmak istememişti. "Hassiktir lan dışarda mı yatacağım" korkusu sarmamıştı ama genci. Büyükşehirin diplomasi trafiğini bilen genç bu küçük büyükşehirde tecrübesini konuşturarak etrafındaki insanları şaşırtmıştı.Çünkü etrafındaki insanlar daha önce hiç konuşan tecrübe görmemişlerdi.Derhal bir dilekçe yazılmış, yurt müdürlüğüne verilmişti. Dilekçede kalınacak yer bulunamadığından dolayı iki günlüğüne misafir kalınmak istendiği belirtilmiş, dilekçe alan müdüriyet bu duruma sevinmiş, başka yazılı dilekçe olmadığı için beş dakika içinde cevap verilerek yurtta misafir kalınması uygun görülmüştü.
Otobüs yol üzerindeki çizikli çizgiyi takip etmeye devam etmekteydi. Yeni arkadaş olunulan arkadaş "inek" diye bir kelime çıkarmıştı iki dudağını, dilini ve bir takım ses tellerini kullanarak. O güne kadar öğrenilmiş bütün kavramlar kurcalanmıştı delikanlının beyninde. Sonuç olarak ineğin büyükbaş bir hayvan olduğu hatırlanmış, etinden sütünden faydalanıldığı için çok sevilen bir hayvan olduğu düşünülmüştü. Neden bu yeni arkadaş olunan arkadaş inek demekteydi?
Lise döneminde pek çalışkan biri sayılmazdı dolayısıyla kendisiyle inek diye dalga geçilmemişti hiç. Kendisine denmiş olamazdı bu sözcük. Bundan dolayı direk etrafa bakılma hissi duyulmuş, etraf süzülmüş yolda inek aranmıştı.
Ama maalesef görüş alanında inek bulunamamıştı. Daha sonra yeni arkadaş olan arkadaşın koldan çekme durumunda bulunmasıyla minibüsümsü otobüsten inilmişti. "Lan inek diom niye inmion" cümlesiyle inek kelimesinin sözcük kökündeki inmek fiiliyle bağlantılı olduğu anlaşılmıştı. Hassiktir demişti delikanlı içinden yeni arkadaş olduğu arkadaşına. Yeni arkadaş olunan arkadaşlara hassiktir denilmezdi çünkü dışından ses tellerini ve bir takım sessel organları kullanarak. Ama genç bu şehre alışmanın zaman alacağı anlaşılmıştı. Bu şehrin mafya gibi bir girildiği zaman çıkılamayacağını bilmeyerek…






Dı End



yazan : Güven

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder